İnşallah bir gün bu hayalim de gerçekleşir.
Bir zamanlar Yunanistan’da yaşamak da benim için yalnızca bir hayaldi. İnsan bazı hayallerin gerçekleşmeyeceğini düşünür ama hayat bazen sessizce önünüze yeni yollar açar. Bugün Yunanistan’da yaşıyorum. Belki bir gün yolum Ermenistan’a da düşer.
Erivan’daki Tsitsernakaberd, yani Kırlangıç Tepesi Anıtı’nı ziyaret etmek istiyorum. Oraya siyaset için değil, tarih tartışmaları için değil, insanlık için gitmek istiyorum. Bir karanfil bırakmak, çoğunluğu kadın ve çocuk olan ve hayatlarını kaybeden masum insanların anısı önünde saygıyla durmak istiyorum. Kimlikleri, dilleri, dinleri ne olursa olsun, suçsuz insanların ölümü insanlığın ortak acısıdır. O gün geldiğinde sessizce durup evrene bir dua göndereceğim. Belki de William Saroyan’ın eserlerinde anlattığı o ortak insanlık duygusunu biraz daha yakından hissedebilmek için.
Çünkü Saroyan’ın bütün eserlerinin merkezinde insan vardır.
“Ben bir öykücüyüm ve tek bir hikâyem var: insan.”
William Saroyan’ı okurken bunu her satırda hissedersiniz.
Saroyan kökleri Bitlis’e uzanan bir Ermeni ailesinin çocuğudur. Ailesi 1905 yılında Amerika’ya göç etmiş, kendisi ise 31 Ağustos 1908’de Amerika’da dünyaya gelmiştir. Ailenin Amerika’da doğan ilk ferdidir. Asıl adı Aram Karaoğlanyan’dır. Daha sonra William adını kullanmaya başlaması ise ailesinin Amerika’ya göç etmesine yardım eden William isimli bir doktora duyulan minnetin sonucudur.
Hayatının ilerleyen dönemlerinde hem Ermenistan’ı hem de atalarının memleketi olan Bitlis’i ziyaret edecektir. Belki de bu yüzden eserlerinde aidiyet, özlem, kayıp ve insan sevgisi bu kadar güçlü hissedilir.
Uzun zamandır hiçbir kitap bende “İnsanlık Komedisi” kadar güçlü duygular uyandırmamıştı. Düşündüren, umutlandıran, zaman zaman gözleri dolduran bir kitaptı. Elime aldığım andan son sayfasına kadar elimden bırakamadım.
Romanın kahramanı Homer’ın Saroyan’ın kendisinden izler taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Homer da tıpkı Saroyan gibi çalışmak zorunda olan, hayatın zorluklarıyla erken yaşta tanışmış bir çocuktur. Kitap boyunca onun gözlerinden savaşın cephede değil, evlerde, mutfaklarda, sokaklarda ve insanların kalplerinde yarattığı değişimleri izleriz.
Roman Kaliforniya’nın Ithaca kasabasında geçer. Otuz dokuz bölümden oluşur. Homer merkezde olsa da annesi, kardeşleri ve çevresindeki insanların hayatlarına da tanıklık ederiz.
Kitabın ortaya çıkış hikâyesi de en az kendisi kadar ilginçtir.
MGM film şirketi Saroyan’dan savaşın insanlar üzerindeki etkisini anlatan bir hikâye yazmasını ister. İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü yıllardır. Amaç bir bakıma halka moral verecek ve savaş dönemini destekleyecek bir eser ortaya çıkarmaktır.
Fakat Saroyan’ın derdi başka bir şeydir.
O, savaşın kahramanlıklarını değil, insanların yaşadığı acıları anlatmak ister. Cephedeki askerlerden çok geride kalan anneleri, kardeşleri ve çocukları görür. Savaşın insan ruhunda açtığı yaralara dikkat çeker.
Daha sonra eser Howard Estabrook tarafından senaryolaştırılır. Ancak Saroyan’ın savaş karşıtı yaklaşımı büyük ölçüde törpülenir ve yapıtın ruhu değiştirilir. Saroyan bu durumdan o kadar rahatsız olur ki filmin bütün haklarını satın almak ister. Ancak buna izin verilmez.
Belki de bu nedenle yıllar sonra “İnsanlık Komedisi” hakkında kendisi çok coşkulu konuşmamış, hatta bazı eleştiriler yöneltmiştir.
Ama kitap bugün hâlâ gücünü koruyor.
Geçenlerde yazar Jale Sancak’ın bir sözünü okumuştum. “Sade dil ile yalınkat dil arasında fark vardır” diyordu. Bence Saroyan’ın dili bunun en güzel örneklerinden biridir. Onun dili sade ama asla basit değildir.
Saroyan gösterişli cümlelerin, edebi cambazlıkların peşinde değildir. Okuyucuyla hikâye arasına girmeyi sevmez. Bunu kendisi de birçok kez söylemiştir. Ona göre önemli olan anlatıcının mahareti değil, hikâyenin kendisidir.
Bu yüzden romanın sayfaları arasında gösteriş değil samimiyet buluruz.
Şaşırtmak için kurulmuş oyunlar yoktur.
Lafı eğip bükmeler yoktur.
Yalnızca insan vardır.
Bir telgrafın getirdiği ölüm haberi, bir annenin sessiz bekleyişi, çocukların büyümek zorunda kalışı, savaşın görünmeyen yaraları ve bütün bunların arasında yine de yaşamaya devam eden insanlar…
Belki de bu yüzden kitap bittiğinde insan kendisini yalnızca bir roman okumuş gibi hissetmez. Sanki hayatın kendisine biraz daha yakından bakmış olur.
Saroyan’ın eserleri bana her zaman bir ayna gibi gelmiştir. İnsan doğasına tutulan dürüst bir ayna.
İnsanlık Komedisi de böyle bir kitap.
İlk cümlesinden son cümlesine kadar insan odaklı, savaş karşıtı, umut dolu ve hüzünlü.
Bu yüzden okunacaklar listenizin üst sıralarında olmayı hak ediyor.
Bu kez kitaptan özel bir alıntı paylaşmak istemedim. Çünkü bana göre bu kitapta yalnızca birkaç güzel cümle değil, neredeyse her sayfa ayrı bir değer taşıyor. Birkaç satırı seçip diğerlerini gölgede bırakmak istemedim.
William Saroyan’ın anlattığı insanlık hâli, üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen bugün hâlâ aynı sıcaklığıyla yaşamaya devam ediyor.
Belki de gerçekten tek bir hikâye vardır.
İnsan.
Ve Saroyan ömrü boyunca o hikâyeyi anlatmıştır.
Dostlukla kalın.

” İnsanlık Komedisi” “Kırlangıç Tepesi’ne gidip bir karanfil bırakacağım.”

Yazı dolaşımı


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir