Çocukluğunuzu kaç yaşına kadar hatırlasınız? Ben 3 yaşımı hatırlıyorum. Beyoğlu ile en eski hatırladığım anım şudur. 1980’li yılların başındayız. Beyoğlu Turnacıbaşı sokakta eski bir tekedilmiş rum apartmanındayız. Burada bulunan gömlek atölyesinden aldığımız büyük plastik poşetlere doldurduğumuz gömlekleri yürüyerek Kasımpaşa’da bulunan dükkanımıza götürdüğümüz.

Sokakların büyük bir kısmı kalın parke taşı ile kaplıydı. Poşet kullanımı henüz tam başlamamıştı. File ile alış veriş yapılıyordu. Turnacıbaşı sokak gibi bayoğlunun bir çok yerinde 1970’li yıllarda Rumların kaçarcasına terkettiği ve çok ucuz fiyata satıp gittiği daireleri ya ele geçirilmiş ya da atöyelere dönüştürülmüştü. Binalar çok kötü durumdaydı. Bakımsız ve her yeri dökülüyodu. Turnacıbaşı sokağın için Rum Zapyon Erkek Lisei ve Galatasaray hamamı bulunuyordu. Biraz daha devam ederseniz Yunanistan Istanbul Konsolosluğu binası ve İtalyan Ortaokulu binası.

Kış aylarında bütün bu binalar daha da kararır ve şehrin soğuğu ile rutubetine karıştırırdı. Çektiğiniz her nefes azalan serotonin hormonuyla biraz daha kasvete dönüşürdü. Odakule binasında geçince Meşrutiyet caddesi ve Tepebaşı larşınıza çıkardı. Tepebaşı Dram tiyatrosu ve biraz ileride Pera Palas oteli. Yanındaki merdivenlerden aşapı inip dar caddeden karşıya inip Lunaparkın yanındaki merdivenlerden kaımpaşaya inerdik. 1986 yılında tarlabaşı bulvarı yapılırken bir sürü bina ile Dram Tiyatrosuda tarihe karıştı.

1970 ve 1980’li yılların modası ve en çok kazandıran işlerinden biri hazır giyimdi. Yani butik açmak herkesin iyi kazanç sağladığı bir meslek kolu olmuştu. Tabii ki 1980’li yılların başında video kasetçi dükkanıda hatırladığım en çok kazanç sağlayan işlerden biriydi. İstiklal caddesi seks sinemaları ve bütiklerin yanı sıra pavyonlarıyla meşhurdu. 1990Lı yaşlarda gidebildiğim İmam Adna sokaktaki pavyonlarda bu tip yerlerden biriydi. Genelde giriş katında yemek yenecek masalar olur ama alt kata indiğinde loş deri koltukların olduğu ve köşe şeklinde yapılmış bir tasarım olurdu. Kadınlar bu masalara oturan erkeklerin yanına oturarak çeşitli ekstra harcama yapmalarını sağlarlardı. Viski vs gibi.

Beyoğlu demek aynı zamanda moda demekti. Tüm büyük markaların giyim mağazaları burada olurdu. 1980’li yılların başında Osmanbey’de bulunan hanlara kayma başlamış burada restore edilen eski apartmanlar iş hanlarına dönüştürülmüş ve çoğu toptan erkek ve kadın giyimi satmaya başlamıştı. Eğer Osmanbey’den alış veriş yaptıysak Pangaltıya kadar yürüyğp oradan Ford Taunus Transit marka küçük minibüs veya eski amerikan arabalarından yapılmış dolmuşlara binip Kasımpaşaya inerdik. Dolapdere yine aynı şekilde terkedilmiş ve boş bırakılmış binlerce bina ile doluydu. Pangaltının girişinde Eski Hamam ve yanında Tunç Kafeterya vardı.

Beyoğluna geri dönersek arka sokakları her zaman sürpriz doluydu. Mesela Postacılar sokaktan aşağıya inip karşınızda Glavani Apartmanını görüp Santa Maria hanı geçip sağa dönerseniz “Terra Sancta” “Kutsal Toprak” adlı İspanyol Elçiliğine başlı kilisenin kapısını görürdünüz. Dar sokaktan aşağıya inince kocaman bir meydana varır burada sağ tarafta İtalyan Elçilik Konutu eski Fransız Mahkemesi Binası ve Fransız Sarayı. Rahiplerin yatakhanesi ise İtalyan Lisesinin tam karşısındaydı.
Beyoğlunun benim için en etkileyici yerleri büyük konak ve malikenelerden oluşan elçilik reizdansları ve konsolosluk binalarıydı. İstiklal caddesinin Tünel tarafında başında bulunan İsveç Konsolosluğu binası, Rus Konsolosluğu, Hollanda Sarayı ve Fransız Konsolosluğu bunlardan en önemlileriydi.

Beyoğlunda Gezersin

Yazı dolaşımı


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir