Batı medyasında her kriz çıktığında aynı cümle dolaşıma sokuluyor:
“İran halkı neden rejime karşı ayaklanmıyor?”
Bu soru çoğu zaman samimi bir meraktan değil, tarihi bilmeyen bir bakıştan doğuyor. Çünkü İran’ın bugünkü siyasi psikolojisini anlamak için yalnızca bugüne değil, son iki yüz yılın sert gerçeklerine bakmak gerekir.
Ben 1972 doğumluyum. Yakın tarihte İran’ı izleme ve gözlemleme fırsatım oldu. 2002 yılında İran’da bir ay kaldım ve halkın içinde yaşadım. İran toplumunda çok güçlü bir duygu gördüm: dış müdahaleye karşı derin bir güvensizlik.
Bu duygu boşuna oluşmadı. İran’ın modern tarihi, büyük güçlerin ülkeyi sürekli bir satranç tahtası gibi kullanmasının hikâyesidir.
İran: İmparatorlukların Satranç Tahtası
19. yüzyıldan itibaren dünya siyasetinde iki büyük güç vardı:
Rusya İmparatorluğu ve Britanya İmparatorluğu.
Bu iki güç Orta Asya ve Orta Doğu üzerinde hâkimiyet kurmak için büyük bir jeopolitik mücadele yürüttü. Tarihte buna “Büyük Oyun” denir.
Rusya güneye doğru indi ve Kafkasya’yı ele geçirdi. İran, Rusya karşısında ağır yenilgiler aldı. 1813 Gülistan Antlaşması ve 1828 Türkmençay Antlaşması ile İran, bugünkü Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan topraklarını kaybetti.
Doğudan ise Britanya İmparatorluğu ilerliyordu. İngilizler Hindistan’ı ele geçirmişti ve İran’ı kendi nüfuz alanlarının tampon bölgesi haline getirmek istiyordu.
Sonuç basitti:
İran bir devlet olmaktan çok iki imparatorluğun arasında sıkışmış bir jeopolitik tampondu.
Birinci Dünya Savaşı: Tarafsız Ülkenin İşgali
İran Birinci Dünya Savaşı’na girmedi. Tarafsız kaldı.
Ama tarafsızlık büyük güçlerin umurunda değildi.
İran petrolü ve stratejik konumu yüzünden Rusya, Britanya ve Osmanlı orduları tarafından işgal edildi.
Bir ülke düşünün:
Savaşa girmiyor ama toprakları yine de savaş alanına dönüyor.
İran halkı için bu yalnızca bir işgal değildi.
Bu, devletin zayıfladığında büyük güçlerin ülkeye nasıl çullandığının ilk büyük dersiydi.
İngilizlerin Kurduğu Şah Rejimi
1920’lerde İngiltere İran’da kendi çıkarlarını koruyacak bir yönetim kurdu. Rıza Pehlevi iktidara getirildi ve Pehlevi hanedanı başladı.
Bu dönemde İran petrolü Anglo-Persian Oil Company adlı İngiliz şirketinin kontrolündeydi.
Bugün BP olarak bildiğimiz şirket.
Yani İran petrolü İran halkına değil, İngiliz ekonomisine hizmet ediyordu.
İran’ın en değerli kaynağı yabancı şirketlerin kasasına akıyordu.
İkinci Dünya Savaşı: Tarih Tekrar Etti
İran İkinci Dünya Savaşı’nda da tarafsız kaldı.
Ama tarafsızlık yine hiçbir işe yaramadı.
1941 yılında Britanya ve Sovyetler Birliği İran’ı işgal etti.
Resmi gerekçe Almanya’nın İran’daki etkisini engellemekti.
Gerçek gerekçe ise her zamanki gibiydi:
Petrol ve stratejik konum.
Bu işgal sırasında Rıza Şah tahttan indirildi. Yerine oğlu Muhammed Rıza Pehlevi getirildi.
Savaş sonrası dönemde ise İran üzerindeki en büyük etki artık İngiltere değil, ABD idi.
Musaddık: İran Petrolünü İran’a Vermek
1950’lerde İran’da milliyetçi bir hareket yükseldi.
Başbakan Muhammed Musaddık radikal bir karar aldı:
İran petrolü millileştirilecekti.
Yani İran’ın petrolü ilk kez gerçekten İran’a ait olacaktı.
Batı buna izin vermedi.
1953 yılında CIA ve İngiliz istihbaratı tarafından organize edilen bir darbe ile Musaddık devrildi.
Şah tekrar tam yetkili hale getirildi.
İran böylece Soğuk Savaş döneminde ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri oldu.
1979 Devrimi: İktidar Mollaların Elinde
Şah rejimi giderek daha baskıcı hale geldi. SAVAK adlı gizli polis muhalefeti acımasızca bastırıyordu.
Sonunda İran’da herkes aynı hedefte birleşti:
Şah gitmeliydi.
Bu muhalefetin içinde her kesim vardı:
• solcular
• liberaller
• milliyetçiler
• öğrenciler
• din adamları
Ama devrim olduğunda iktidarı en örgütlü grup aldı.
Mollalar.
Ayetullah Humeyni liderliğindeki dini hareket devrimi ele geçirdi ve İran’da teokratik bir sistem kuruldu.
Peki İran Halkı Neden Ayaklanmıyor?
Bugün İran’da milyonlarca insan rejimi eleştiriyor.
Ama buna rağmen ülke Libya, Irak veya Suriye gibi bir iç savaş kaosuna sürüklenmiyor.
Sebep basit.
İran halkı tarihinden şu dersi çıkardı:
Devlet zayıflarsa yabancılar gelir.
İran bunu defalarca yaşadı:
• petrol millileştirildi → darbe yapıldı
• tarafsız kalındı → işgal edildi
• ülke zayıfladı → büyük güçler müdahale etti
Bu yüzden İran’da birçok insan hükümeti sevmediği halde ülkenin dış güçlere karşı ayakta kalmasını daha önemli görüyor.
İranlıların zihnindeki soru şudur:
“Rejim giderse yerine ne gelecek?”
Irak mı?
Libya mı?
Suriye mi?
İran halkı bu sorunun cevabından korkuyor.
Gerçek Soruyu Sormak Gerek
Batı medyasının sorduğu soru yanlış.
Soru şu olmalı:
İran neden iki yüz yıl boyunca sürekli dış müdahaleye maruz kaldı?
Çünkü İran yalnızca bir ülke değil.
Enerji yollarının, petrol rezervlerinin ve jeopolitik dengelerin merkezinde duran bir ülke.
Ve tarih bize şunu gösteriyor:
İran’da iktidarlar değişebilir.
Ama İran üzerindeki büyük güçlerin ilgisi asla değişmez.

