Şu Çılgın Zübükler (Resmî Duygular Bakanlığı Onaylı Ulusal Kendini Beğenme Kılavuzu)

Türkiye’de bir gün birileri fark etti ki milletin canı çok sıkkın. Ekonomi bozuk, siyaset karışık, adalet yorgun, gelecek meçhul. Ama asıl sorun bunlar değildi. Asıl sorun, milletin kendini beğenmemesiydi. Bu çok tehlikeliydi. Çünkü kendini beğenmeyen millet soru sorar. Soru soran millet ise yönetilmez. Derhal önlem alındı.

Bir kitap yazıldı. Ama öyle sıradan bir kitap değil; okuyanı düşündüren değil, okuyanı pohpohlayan bir kitap. İlk cümle basitti ve etkiliydi: “Siz aslında çok iyisiniz.” Millet önce şaşırdı. “Nasıl yani?” dedi. “Bunca rezalete rağmen mi?” Kitap tereddütsüz cevap verdi: “Evet. Bunların hiçbiri senin suçun değil.” Millet rahatladı. Zübük rahatladı. Devlet rahatladı.

Kitap ilerledikçe millet bazı temel gerçekleri öğrendi. Hiç kimseye haksızlık yapılmamıştır. Yapıldıysa da iyi niyetle yapılmıştır. O da yapılmadıysa zaten başkaları yapmıştır. Ve bütün bunlar olurken Türk hep tertemiz kalmıştır. Kirlenen varsa da Türk değildir, yanlış anlaşılmıştır.

Bu anlatıda Atatürk bir insan değildir. O, her derde deva çok amaçlı bir ulusal losyondur. Sürülür, geçer. Birileri “Ama burada bir çelişki var” demeye kalkarsa, hemen Atatürk çıkarılır. Çelişki susar. Kitap tarihi anlatmaz; tarihi ayıplarından arındırır, üstünü siler, ütüler, kolalar, sonra askıya asar ve der ki: “Al, gururla giy.”

Tam bu sırada Zübük sahneye çıkar. Ceketinin bir cebinde Atatürk vardır, öbür cebinde milletin duyguları. Zübük bilir ki ırkçılık iyi satar. Hem de çok iyi. Çünkü üretmesi ucuzdur, raf ömrü uzundur, yan etkisi görünmez. Bilgi gerekmez, emek gerekmez, vicdan hiç gerekmez.

Bir “biz” yaparsın, parlatırsın. Bir “onlar” koyarsın, karartırsın. Araya biraz tarih serpersin ama dipnotlu değil, duygulu. Oldu sana çok satan. Okur kitabı alırken tarih satın aldığını sanır ama aslında aldığı şey suçsuzluk hissidir. “Ben yapmadım. Biz yapmadık. Yapıldıysa da haklıydık.”

Irkçılık bu yüzden işe yarar. Sorumluluğu bireyden alır, toplu gurura devreder. Herkesi kahraman yapar, kimseyi fail yapmaz. Zübük bunu iyi bilir. O yüzden ırkçılığı bağırarak yapmaz, fısıldar. “Biz aslında çok iyiydik” diye fısıldar. “Bizimkisi ırkçılık değil, sevgi” diye ekler. Sonra bu sevgiyi ambalajlar: bayraklı, Atatürklü, fedakârlıklı.

Kasada şöyle der: “Bu ürün vicdan içermez. Rahat kullanılır.” Sonra ne olur? Gerçek tarih rafın arkasında tozlanır. Sorular “ülkeyi kötü gösteriyor” diye iade edilir. Eleştiri “hain” etiketiyle depoya kaldırılır. Ama satışlar iyidir. Çok iyidir. Çünkü ırkçılık artık bir ideoloji değildir; duygusal bir konfor alanıdır. Ve Zübük şunu çok iyi bilir: Gerçek acıtır, efsane satar.

Şu Çılgın Zübükler

Yazı dolaşımı


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir