Sayın Devlet Bahçeli grup toplantısında konuştu. Aslında konuşmak denmez, kelimeleri askeri nizamda sıraya dizdi; her biri tekmil verdi, bazıları firar etti, bazıları da anlamını kaybedip şehit düştü.

“Fitneyi körükleyenler kaybedecek” dedi. Kim fitne? Nerede körük? Kim kaybediyor?
Belli ki fitne bir mangal, körük de sürekli Bahçeli’nin cebinde. Ne zaman siyasetin ateşi sönmeye yüz tutsa, hop! Körük devrede.

Sonra Suriye’ye girildi. Zaten Türkiye’de bir siyasetçinin Suriye’ye girmemesi ayıp sayılıyor artık. Suriye’siz konuşma, çaysız kahvaltı gibi: Olmaz.

Bahçeli buyurdu ki:
“Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır tarafı yoktur.”

Buraya kadar tamam. Hepimiz kardeşiz.
Ama hemen arkasından gelen cümle, önceki cümleyi boğazından yakalayıp “gel bakayım sen” diye kenara çekiyor:

“Kürt kardeşlerimizle YPG’yi yan yana getirmek fahiş bir gafilliktir.”

Doğru.
Ama bu “yan yana getirme” işini kim yapıyor?
Kürtler mi?
YPG mi?
Yoksa cümle içinde herkesi yan yana dizip sonra “sakın yan yana gelmeyin” diyen siyaset matematiği mi?

Bu arada “fahiş gafillik” ifadesine özellikle şapka çıkarıyorum.
Gafillik yetmemiş, üstüne bir de fahişlik eklenmiş.
Demek ki artık gaflet bile pahalı.

Ardından büyük müjde:
“Suriye’de devlet içinde devlet olmayacağı netleşmiştir.”

Ne güzel.
İnsanın içi ferahlıyor.
Sanki Suriye’de bu açıklama bekleniyormuş gibi…
“Siz bekleyin, Devlet Bahçeli grup toplantısından sonra netleşecek.”

Asıl şaheser ise finalde geldi:

“Aziz dava arkadaşlarım; Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”

Burada duralım.
Bir nefes alalım.
Çünkü bu cümleyle Türkçe artık resmi olarak istifa etmiştir.

Anadolu huzura dönüyor. Güzel.
Öcalan umuda dönüyor. Nasıl bir umut, kim için, hangi takvimle — meçhul.
Ahmetler makama dönüyor. Hangi Ahmet? Kaç tane Ahmet? Nüfus müdürlüğü devrede mi?
Demirtaş yuvasına dönüyor. Kuş mu bu? Leylek mi? Göç mü ediyor?

Bu cümle, siyaset değil; tam bir kelime taşıma firması ilanıdır.
Herkes bir yere “dönüyor” ama kimse nereye gittiğini bilmiyor.

Aziz Nesin yaşasaydı, bu konuşmayı okur ve şöyle derdi muhtemelen:
“Ben bu kadarını yazsam, okuyucu ‘abartma’ derdi. Meğer ben hafif kalmışım.”

Sonuç olarak:
Devlet net.
Karar kesin.
Cümleler karışık.
Mantık izinli.

Fitne kaybedecekmiş.
Ama Türkçe çoktan mağlup.

” Devlet İçinde Devlet Yok, Cümle İçinde Mantık da Yok”

Yazı dolaşımı


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir