Bir roman yazdım.
Üç ay boyunca, geceli gündüzlü.
İnsan, bir metni bu kadar uzun süre taşıyınca ister istemez şuna inanıyor: Bu yazdığım şey bir metinden ibaret değil.

Yanılmışım.

Bu ülkede roman, metin değildir.
Roman, etikettir.
Roman, yazarın soyadıyla ölçülen bir metadır.

Yayınevlerinin kapısını çaldım.
Kimse romanı sormadı.
Kimse bir sayfa istemedi.
Kimse “ne anlatıyorsun?” demedi.

İlk soru hep aynıydı:
“Tanınıyor musunuz?”

İkinci soru daha netti:
“Sosyal medyada kaç kişisiniz?”

Üçüncü soru en dürüst olanıydı:
“Parayla basabiliriz, düşünür müsünüz?”

Buna yayıncılık diyorlar.

Bana açık açık şunu söylediler:
“Ünlü olmayan yazarların romanlarını basmıyoruz.”

Yani şunu demek istiyorlar:
“Edebiyat yapmıyoruz, risk almıyoruz.”

Bu ülkede yayınevi, okur aramaz.
Okur hazır gelmelidir.
Yazar, okurunu cebinde taşımalıdır.
Roman, satış garantisiyle doğmalıdır.

Metin?
O sonra gelir.
Hatta çoğu zaman hiç gelmez.

Üç ay boyunca yazdığım roman, kimsenin gözünde roman değildi.
Çünkü kapağında doğru isim yoktu.

O zaman anladım:
Burada yazar olmak için yazmak yetmez.
Pazarlanabilir olmak gerekir.

Oturdum.
İsmimi sildim.
Başka bir isim koydum.

Aynı roman.
Aynı cümleler.
Aynı kelimeler.

Bu kez dosya “nitelikli” bulundu.
Bu kez editörler konuştu.
Bu kez edebiyat tartışıldı.

Kimse utanmadı.
Kimse yüzü kızarmadı.

Çünkü sistem utanmazlık üzerine kuruludur.

Bugün Türkiye’de edebiyat,
yayınevlerinin elinde bir sınıf filtresidir.
Parası olan basılır.
İsmi olan okunur.
Diğerleri “dosya” olarak kalır.

Genç yazarlara umut satılır.
“Biraz daha piş.”
“Biraz daha bekle.”
“Biraz daha görünür ol.”

Yani sus.
Yani bekle.
Yani kaybol.

Sonra da aynı yayınevleri çıkar,
“Edebiyat neden ölü?” diye panel yapar.

Edebiyat ölmedi.
Boğuldu.

Bu metin bir roman değildir.
Bu metin bir sitem değildir.
Bu metin bir başvuru dosyası hiç değildir.

Bu metin,
edebiyatı parayla basanlara,
ismi metinden üstün görenlere,
okumadan karar verenlere yazılmış bir nottur.

Ben yazmaya devam edeceğim.
İster basılsın, ister basılmasın.

Ama şunu da herkes bilsin:
Bu ülkede edebiyat,
yayınevlerinin sandığı kadar masum bir alan değildir.

Ve bu düzen değişmeden,
hiçbir roman gerçekten “yeni” olmayacaktır.

— Ozan Kemal Çullu

Bir Roman Yazdım

Yazı dolaşımı


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir